Evlilik Öncesi Neden Psikoloğa Gitmek Gerekir?

21 Haz 2016

Sevgili tesetturgiyim.com takipçileri!

Bu yazıda pek çoğumuzun yanlış olarak yorumladığı ve hayati bir öneme sahip olan “nişanlılık” sürecinde evliliği planlama konusunda danışmanlık almamızı gerektiren 5 hayatî konuya değineceğim.

Evlilik iki kişi arasında kurulan ilişkinin resmî olarak diğer insanlara duyurulduğu bir kurumdur. Her ne kadar çiftler “hastalıkta, sağlıkta eş olarak kabul ediyor musunuz?” sorusuna “evet!” diyor olsa da işin iç yüzünü “evet!” dediği noktadan itibaren öğrenebilmektedir. Kimileri bu süreci sağlıklı atlatırken, kimileri ise 6 ay 1 sene gibi bir süre içinde kendisini boşanmanın eşiğinde bulabilmektedir. Nişanlılık sürecinde ev eşyaları, nişan kıyafeti, düğün konsepti, damatlık, bohçalıklar, alyans modeli gibi pek çok konuyla meşgul olarak evliliğin gerçek amacını unutur hale geliyoruz bu yüzden de pek çok evlilik hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor. Öneriler faslına geçmeden bir konuyu vurgulamakta fayda var. Nasıl ki bir elin beş parmağı birbirinden farklı ise, kadın-erkek ilişkileri de -her ne kadar genel yargılar olsa da- bireye has bir çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir. Her ilişkinin kimyası nev’i şahsına münhasırdır.

Şimdi gelelim evlilik öncesi  danışmanlık almamız için 5 önemli nedene….

1. Biz birbirimize gerçekten uygun muyuz? 

Bireyler her ne kadar hayatımın aşkını buldum, diğer yarımı buldum gibi ifadeler ile evlilik yoluna koyuluyor olsa da tehlike çanları çalıyor demektir. Bir gün bir eğitimde “İlişkilerde %50 mutlu %5o mutsuz olunması ideal ilişkinin işaretleridir” demişti psikiyatrist Prof. Dr. Alp KARAOSMANOĞLU… Bu oran %70 mutlu %30 mutsuz şeklinde olduğunda ya da o kör kütük aşık sahneleri karşımıza çıktığında ortada olan ilişkinin bir şema kimyası doyurmadan farklı bir konu olmadığı göze çarpar? Bir diğer ifadeyle, bir narsist/megaloman ile bir bağımlı kişilik inanılmaz bir aşk yaşadıklarını iddia ediyor olsa da, bağımlı kişinin kararsız ve ürkek tavrı, narsist partnerin emrivaki yönünü güçlendirir. Böylelikle tencere yuvarlandı kapağını buldu gibi görünüyor olsa da, bu ilişkide ya narsist gidip bağımlı boyun eğen kişiyi aldatır, çünkü bu onun hakkıdır! ya da bağımlı boyun eğen kişinin bir gün canına tak eder ve evi terk eder… Sonuç: Sevgi baloncukları puff… elde kalan kırık dökük bir tablo…

2. Hayata dair hedeflerimiz neler?

Nişanlı çiftler ev eşyalarını, düğün için gerekli olan masrafları konuşup tartışmaktan bir türlü hayata dair hedefleri konuşmaya gelemezler. Gelseler bile iki taraf da birbirine objektif olamamaktadır, çünkü arada sevgi, aşk ya da ilgi vardır. Bu da algımızda seçicilik yaparak karşımızdakini pembe hayallerin prensi/prensesi olarak görmemizi sağlar. Bu noktada bir uzmanın karşısında herkesin kişisel hedeflerini ortaya koyması, hangi hedeflerin nasıl ertelenebileceği ya da ortak hedeflere dönüştürülebileceği beraber masaya yatırılmalıdır. Aksi takdirde, kariyer planlarını evliliği uğruna feda eden mutsuz bir hanımefendi ya da eşi çalıştığı için kıskançlık krizlerine giren öfke patlamaları yaşayan bir beyefendiyi sakinleştirmek pek de kolay olmayacaktır!

3. Evlilikten beklentilerimiz neler?

Evliliğe dair ortak hedeflerimiz neler? Kaç çocuk yapmak istiyoruz? Nasıl bir çocuk yetiştirme modunu benimsiyoruz? Ne tür yatırımlar planlıyoruz? Evin finansal yükü sadece erkekte mi olacak? Finansal yük beraber bölüşülecekse, kim ne için ne kadar harcamada bulunacak? Beklentiler ve sorumlulukları en ince detayına kadar konuşmakta fayda var… Tüm bunları bir kez bile konuşmadan evlenen bir çiftin evlendikten iki üç gün sonra “neden ben sofra kuruyor muşum bunlar erkek işi değil!” diye eşinden bir serzeniş duyduğunda şaşırmaması gerek!

4. Değerler sistemimiz gerçekten birbirine uyuyor mu?

Dinî algılama biçimimiz, hayatta dini pratiklerimiz ne kadar birbiriyle örtüşüyor? Eşimizin nasıl giyinmesini istiyoruz? Karar alırken hangi değerler sistemini baz alıyoruz? Partnerlerin büyüdüğü aile yapısı anaerkil ya da ataerkil bir yapıya mı sahip? Bütün bunları detaylıca masaya yatırmak gerekiyor. Evlenince her şey yoluna girer gibi bir yanılgı evliliğin ertesi günü tartışmalara kapı açıyor. Sevmek bir kişiyi eksi ve artısıyla kabullenmekten geçiyor elbet, ama hiç bir eksi yönünü konuşmadan gözlerini kapatmak, körü körüne fedakarlığa davetiye çıkarmıyor değil!

5. Kriz durumları ile nasıl başa çıkıyoruz? Tartışmayı becerebiliyor muyuz?

Tartışmak ilişkilerde sınırları çizmek ve herkesin rengini belli etmesi bağlamında çok kıymetli bir durumdur. Tartışmak birbirine hakaret etmek, kişilik özelliklerini aşağılamak, ahlakdışı kelimeler ile birbirine saldırmak değil (!), düşüncelerin karşılıklı alışveriş edildiği bir mevzudur. Tartışmanın olduğu bir yerde ilişkinin varlığından söz edebiliriz. Tartışmanın olmadığı yerde ilişki bitmiş, herkes kozlarını paylaşmış demektir. Bu noktada nişanlı çiftlerimize ufak tüyomuz… Eş adayımızın anne ve babasıyla tartışma biçimine odaklanalım. Kızdığında annesinin suratına telefonu kapatıyorsa, evlendikten sonra büyük ihtimalle sizin de yüzünüze kapatacaktır.  Hayatta kurduğumuz ilişkilerin ilkinin ve en önemlisinin annemiz ile aramızda olan ilişki olduğunu ve evliliklerimizde bu bağlanma örüntüsünü tekrarladığımızı hatırlatmakta fayda var!

Paylaş

1989 yılında Bursa'da doğdu. 2011 yılında International University of Sarajevo'dan fakülte ikincisi derecesiyle psikoloji bölümünden mezun oldu. 2014 yılında Üsküdar Üniversitesi SBE Klinik Psikoloji Yüksek Lisansını tamamladı, Marmara Üniversitesi'nde Din Psikolojisi alanında doktora yapmaktadır. İstanbul'da Anadolu yakasında "Bahar Psikoloji" Avrupa Yakasında ise "Bistanbul Danışmanlık" merkezinde danışan görmektedir. Moda psikolojisi, stil danışmanlığı, styling, ve psikoloji konularında aktüel bölümümüzde yazılar yazmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir