İlhamını Dans Edenlerden Alan Bir Moda

13 Eyl 2018

Bizim puantiyeli dediğimiz kıyafetlere, İngilizce’de “Polka Dot” deniyor. Puantiyenin giysilerde modaya dönüşmesi tarihi, Polka dansçılarıyla başlıyor.

Polka, 1830’larda Prag’da ortaya çıkan, dört hareketten oluşan ve basit bir adım değiştirmeyle sonuçlanan, vals ölçüsünde ama temposu ağırca bir Polonya dansı. Avrupalı göçmenler akordiyonları ve etnik müzikleriyle Amerika’ya vardıklarında, danslarıyla da Amerikalılara ilham veriyor. Polka sanatçılarının neşeli müzikleriyle özdeşleşen puantiyeli kostümleri, yeni bir moda çılgınlığının önünü açıyor. Puantiye modası da Polka dansçılarının göze hoş görünen puantiyeli kıyafetleriyle böyle doğuyor.

Bir başka öyküde ise puantiyenin tarihi Walt Disney ile başlatılıyor. Hikayeye göre, Walt amca, Minnie Mouse’u yaratırken, moda kataloglarını tarıyor; hatta özel terzisinin fikrine başvuruyor. Aradığı, yeni bir desen. Çizgililer, düz renkler, baklava desenleri, o güne kadar çizgi karakterlerde çoktan kullanılmış. Minnie’nin beyaz gömleğine yanlışlıkla bir mürekkep damlasının düşmesiyle Disney aradığı deseni buluyor. Pauntiye böylece doğuyor:) 1920’lerde kırmızı-beyaz puantiyeli elbisesiyle Minnie Mouse, önce çocukların sonra büyüklerin kalbini fethediyor.

1930’lar puantiye modasının zirve yaptığı yıllar: O dönem Beyaz Saray’ın “first lady”si olan Eleanor Roosevelt’in de puantiye tercih etmesi, modanın geniş kitlelerce benimsenmesinde etkili oluyor. Hatta 1940’larda puantiye modası “şarkı sözlerine bile giriyor: Brian Hyland hiti “Itsy Bitsy Teenie Weenie Yellow Polka Dot Bikini” ve Frank Sinatra’dan “Polka Dots and Moonbeams”…

İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’nın bedensel iş yapan genç erkekleri savaşa gidince, ağır işleri kadınlar yapmak zorunda kalıyor. O yılların simgesi, “We can Do It!/Yapabiliriz!” posterinin kahramanı Rosie the Riveter (Kaynakçı Rosie). Rosie’nin puantiyeli eşarplı hali, Amerikan kültürünün ikonlarından birine dönüşüyor.

Kanadalı Arnold Scaasi 1950’li yılların en gözde modacılarından biri. Dönemin ünlülerini giydiren Scaasi’nin 1958 yılında tasarladığı büyük puantiye desenli gece elbisesi aynı yıl Coty Moda Eleştirmenleri Ödülü alıyor. Etek kesimi çan biçiminde olan bu tasarım, diz boyundaki ilk gece elbisesi.

Avrupa modasının yenilikçi ismi Christian Dior’un “New Look” anlayışı tüm moda dünyasını etkiliyor. Ekonomik iyimserliğin yükseldiği dönemde pahalı kumaşlar da cömertçe kullanılıyor. Dior’un kırmızı üzerine beyaz puantiyeli gece elbisesi de o cömert kullanımlardan biri… Öte yandan aynı dönemde, Audrey Hepburn ve Doris Day puantiyelerle süslü diz boyu etekleri ve cha cha stili straplezleriyle çocuksu masumiyeti yansıtıyorlar.

Batı’daki moda akımları kısa sürede bize de geliyor. 50’li ve 60’lı yılların siyah beyaz filmlerini; Türk sinemasında Avrupai zarafetiyle yer edinen, kolejli güzel Filiz Akın’ın elbiselerini hatırlayalım. Küçük Hanımefendi Belgin Doruk’un iri puantiyelerle süslü elbisesinin aynı kumaştan şapkası da vardır. Türk kadınları da o dönemde bu puantiyeli kıyafetlerle boy gösteriyor.

Her moda gibi, puantiyenin de yükseliş ve düşüş dönemleri var. 1970 ve 80’ler, bu modanın sessizlik dönemi. 1990’larda ise ünlü “Pretty Woman” filminde Julia Roberts, beyaz puantiyeli kahverengi elbisesini giyiyor ve kalpleri fetheden kadın oluyor.

Günümüzde, puantiyenin hikayesi hız kesmeden sürüyor.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir